banner18
24 Şubat 2018 Cumartesi

İşte Beşiktaş - F.Bahçe derbisinin hakemi

Konyalı Piri Mehmet Paşa’dan Çıkarılacak Dersler

04 Kasım 2015, 18:01
Konyalı Piri Mehmet Paşa’dan Çıkarılacak Dersler

 

Bugün sizlere Sultan II. Bayezit, Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman Han dönemlerinde görev yapmış, Osmanlı İmparatorluğunun büyümesinde ciddi hizmetleri olan önemli bir devlet adamını tanıtmak istiyorum. Öyle ki bu büyük insanın hayatından çıkarılacak birçok dersler bulacaksınız.

1465 ve 1475 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Babası Aksaray’da doğmuş,  Konya’da tahsil görmüş ve Mevlana Hamza’nın kızıyla evlenmiştir. İsmini babasının mürşidi Pir Mehmet Erzincani’den alır. Piri Mehmet’in çocukluğu Konya’da, gençliği de Amasya’da geçer.  Amcasının oğlu sonradan şeyhülislam olan Zembilli Ali Efendi ile birlikte önce Karaman’da dedesinden sonra da İstanbul’da iyi bir eğitim alır. Eğitimleri sonucunda Zembilli Ali Efendi Müftülüğe, Piri Mehmet de Amasya Şeri mahkemesinde kâtipliğe başlar (1491), kısa sürede başkâtipliğe yükselir. Buradan Sofya kadılığına tayin olur. Arkasından Silivri, Siroz ve Galata kadılıklarında bulunur. 1504 yılına gelindiğinde artık daha üst makamlardadır; Hazine defterdarı olur. Yavuz Sultan Selim tahta çıkınca Baş defterdarlığa (Maliye Bakanlığına) atanır.

Piri Mehmet Paşa, Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferine Rumeli Defterdarı olarak katılmıştır. Piri Mehmet Paşa, Selim Han’dan önce yola çıkar ve ilk olarak Konya’da konaklar, padişahı burada bekler. Padişah Konya’ya gelince onu Mevlana Dergâhında Mesnevi hanlık yapan Sinan Dede’ye götürür. Keramet sahibi olarak tanınan Sinan Dede’ye İran’la yapılacak olan savaşın sonucunu sorarlar. Sinan Dedenin verdiği işaret savaşın kazanılacağı yolundadır. Bunun üzerine çok sevinen Sultan Selim, Konya’da altı gün kaldıktan sonra sefere devam eder.

Savaş kazanıldıktan sonra Padişah İstanbul’a dönerken Konya’ya tekrar uğrar ve savaşa giderken kazanacağını işaret eden Sinan Dede’yi ziyaret etmek ister. Piri Mehmet Paşa, Sinan Dede’nin yanına giderek durumu anlatır. Fakat Sinan Dede Selim Han’la görüşmek istemez. Piri Mehmet Paşa’ya “Padişahı ma’nada bir tıfıl oğlan misalinde gördüm… Beni rencide eylemen” diyerek geri çevirir. Bunun üzerine Selim Han üzülür fakat yine de Piri Mehmet Paşa’yı tekrar yanına gönderir:

“Muradları nedir? Sorulsun, hepsi de yerine getirilsin” der. Piri Mehmet Paşa Sinan Dede’yi tekrar ziyaret eder, padişahın emrini iletir. Sinan Dede, Mevlana Dergâhının açık olan kubbelerin kurşunlatılmasını, su getirilmesini, dergâhın çevresinde bağ ve bahçenin ihata duvarı içine alınmasını, az olan vakıfların artırılmasını ister.  Ayrıca, yazılı bir ferman verilerek, Mevlana dergâhında kalacakların kendisi tarafından belirlenmesini ve Konya’ya vali olacakların kendisine bağlanmasını ister. Selim Han bu taleplerin hepsinin yerine getirilmesi emrini verir.

Selim Han Mısır seferine çıkar ve Mısır’dan dönerken Şam yolunda Piri Mehmet Paşa’ya emir göndererek Şam’a gelmesini ister. Piri Mehmet Paşa İstanbul’dadır. Emri alınca karayolu ile Şam’a gider, Şam’a vardığında Veziriazamlığa atandığını öğrenir (3 Aralık 1518). Piri Mehmet Paşa, büyük bir ordu ile birlikte bu bölgede kalır Diyarbakır’a gider tüm bölgeyi kontrol altına alır ve Şah İsmail’in etkisini kırar. Bununla da kalmaz Musul, Erbil, Kerkük’e girer; Bağdat yakınlarına kadar ilerler. Güneydoğu Anadolu bölgesinin tamamı bu dönemde Piri Mehmet Paşa tarafından Türk toprağı haline getirilir.

Ekibini İyi Seçmek

Veziriazam Piri Mehmet Paşa, Rumeli Beylerbeyi Çoban lakaplı Mustafa Paşa’yı yanına vezir olarak almak ister. Bu fikrini Sultan Selim Han’a açar.  Selim Han, Mustafa Paşa’nın vezirlik yapacak kapasitesinin olmadığını düşünür ve atanmasına razı olmaz. Fakat Piri Mehmet Paşa ısrar edince onu kırmaz fakat şunu da söylemeyi ihmal etmez:

“Sultan Selim’e böyle bir vezir gerekmez. Eğer sen istiyorsan senin vezirin olsun.”

Bunun üzerine Piri Mehmet Paşa, Çoban Mustafa Paşa’yı yanına vezir olarak alır.  Yaklaşık altı ay sonra Vezir Mustafa Paşa’ya çevresi  “Sen nasıl vezirsin? Cümle umur Piri Paşayı tanıyor. Devlet erkânı seni tanımayıp Piri Paşaya müracaat ediyorlar. Padişahın huzuruna girildiğinde senin de söz hakkın vardır” derler. Bu ve bunun gibi konuşmalardan etkilenen Mustafa Paşa bir gün Piri Mehmet Paşa ile Padişahın huzuruna çıktıklarında, Piri Mehmet Paşa’nın görüşlerine itiraz eder, yanlış bilgiler verdiğini anlatır ve padişaha kendi görüşlerini aktarır. Selim Han bunun üzerine yerinden fırlar:

“Bre melun! Bunca zamandan beri hizmetimi gören Piri Paşanın doğru ve yalanını bilmez miyim?  Senin gibi bir akılsızı da bilmez miyim? Sen benim vezirim değilsin, onun vekilisin. Bu rütbeye onun arziyle geldin Haydi, çık!” diye kovar. Arkasından da görevden alınmasını ve idam edilmesini ister.  Boşnak asıllı olan Mustafa Paşa’yı yine Piri Mehmet Paşa korur ve padişahı bu kararından vazgeçirir.

Sultan Selim Han çok sert ve affı olmayan bir padişahtır. Devlet hizmetinde en küçük bir hatayı affetmez ve ceza olarak da idamını ister. Bundan dolayı bir gün Piri Mehmet Paşa yarı şaka yarı ciddi Selim Han’a takılır:

“Padişahım önünde sonunda bir bahane ile beni de öldüreceksin. Bir gün evvel halletseniz de kurtulsam” der.  Selim Han bu söze güler ve “Benim de muradım böyledir. Lakin yerine uygun bir adam bulamıyorum. Yoksa seni muradına eriştirmek kolaydır” der.

Sultan Selim hastalanır. Çorlu yakınlarına geldiğinde hastalığı ağırlaşır. Burada konaklar ve Mehmet Paşa’yı acele çağırtır.  Piri Mehmet Paşa geldiğinde Padişahın ağırlaştığını görür.  Aynı gece 1520 tarihinde 50 yaşında iken vefat eder.

Piri Mehmet Paşa, padişah ölünce bütün sorumluluğu üzerine alır. Yeniçerilerin isyan çıkarıp devletin asayişini bozmamaları için Padişahın öldüğü gizli tutulur. Manisa’da bulunan şehzade Süleyman’a(Kanuni) haber verilerek hemen gelmesi istenir. Bu arada yeniçerilere padişahın hastalandığı, tedavisinin devam ettiği söylenir. Diğer taraftan gizlice padişahın cenazesi yıkanır, namazı kılınır, bir tabuta konup çadırının içinde açılan geçici kabre konur. Ertesi gün de padişah sağlığına kavuştu denilerek şenlikler yapılır, hediyeler dağıtılır, doktorlara başarılarından dolayı hilat giydirilir.

Batı’ya Savaş Açılması

Şehzade Süleyman padişah olur ve daha 25 yaşındadır: Genç ve tecrübesizdir. Piri Mehmet Paşa ise tecrübeli ve doğruları çekinmeden söyleyen bir devlet adamıdır. Osmanlı’nın genişleme politikasını genç padişaha şöyle anlatır:

“Halkın, senin düşmanın olan Sofu’ya (İran şahını kastediyor) karşı duydukları sempatiyi cezalandırmak için Azerbaycan veya Gürcistan’a karşı bir teşebbüs belki de sana daha çok meyve verecektir; çünkü şark (doğu) garptan(batı) daha zengindir. Fakat kendine barıştan ziyade zaferle son bulan harplerde mütevaziyane(gösterişsiz) hizmet ettiğim sultanım ve senin baban Sultan Selim Han, eğer Allah kendisine uzun ömür verseydi, batı ile savaşacaktı; çok zenginlerin ve çok kuvvetlilerin bir arada toplanacağı neresi vardır? Şarkı askerlere bırak ve garba yönel”

Sultan Süleyman Han da bu tavsiyeye uyar ve Belgrad’a sefer hazırlığı başlatır. Belgrad Osmanlıların Avrupa’da tutunmalarını sağlayan en önemli üs olarak görülmektedir. Bunun için Belgrad seferi “Darül Cihad” diye tanımlanır.

Her zaman ki gibi önce Piri Mehmet Paşa yola çıkar. Osmanlı ordusu böyle bir sefere çıkarken askeri birliklerin yanında şeyhler,  dervişler, âlimler, gönül erleri de yer alır. Bunlar zaman zaman askere cesaret vermektedirler. Belgrad seferine Mevlana Dergâhının şeyhi Sinan Dede’de katılır. Fakat bundan ne padişahın ne de Veziriazam Piri Mehmet Paşa’nın haberi vardır. Paşa Belgrad’a vardığında Mevlana dervişlerini görünce, Sinan dedeyi sorar. Onunda burada olduğunu örgenince doğruca yanına gidip elini öper ve onu alıp genç padişaha götürür, tanıştırır. Süleyman Han, Sinan Dede’ye büyük ilgi gösterir, yemekler ikram eder; hediyeler verir. Sonra Konya’yı ve dervişleri sorar. Sinan Dede Konyalıların validen şikâyetçi olduklarını anlattır. Süleyman Han hemen Belgrat’tan bir ferman yazarak bir çavuşu Konya Valisine gönderir ve durumun düzeltilmesini ister. Padişah Sinan Dede’nin Çaldıran seferindeki kerametini öğrendiği için Belgrad seferinin sonucu sorar. Sinan Dede “güçlükle fethedilecektir” der. Öyle de olur ve Belgrad’ın alınması yaklaşık bir ay sürer (30.8.1521) ve burası Avrupa’nın fethi açsından önemli bir üs haline gelir.

Sadrazamlıktan Neden Alınır?

Rodos seferi sırasında Padişah ile Mehmet Paşa’nın arası açılmıştır. Açılmasının sebebi de özellikle padişahın çevresinde bulunan devşirme vezirlerin padişahı yanlış yönlendirmeleridir. Mehmet Paşa, uygun görmediği padişahın savaş emirlerine uymaz; kendi bildiğini yapar. Rodos fethedilip İstanbul’a dönünce, Sultan Süleyman Han, Piri Mehmet Paşa’yı huzuruna davet edip şöyle bir soru sorar:

“Hizmetinden memnun kaldığım bir kulumu görev dışı bırakmak isterim. Bilmem nasıl bir görevle bunu yapsam?”  Piri Mehmet Paşa bu kişinin kendisi olduğunu anlamıştır. Sadakatle görevinden ayrılacağını bildirir ve iki yüz bin akçe ile emekliye ayrılır. Bir başka rivayete göre de Padişahın görevden alma sebebi; Piri Mehmet Paşa’nın her huzura girdiğinde Padişahın mahcup olduğu, ayağa kalkıp ve aşrı derecede hürmette bulunduğu ve padişahın da bu durumdan artık muzdarip olduğu iddiasıdır.

Fakat şurası bir gerçektir ki; Piri Mehmet Paşa’nın azli ile Fatih zamanından beri devam eden Türk asıllı vezirlerle devşirmeler arasındaki mücadeleyi devşirmeler kazanmış olur. Ve Osmanlı’da artık İdare sınıfı uzun süre ve sık sık devşirmelerin eline geçer.

Makam Uğruna Zehirlenir

Piri Mehmet Paşa’nın iki oğlu vardır. Birisi Edirne Kadısı Mehmet Reşit Efendi, diğeri de İçel Sancak beyi Mir Mehmet’tir. Mehmet Reşit Efendi’nin gözü yüksek makamlardadır. Veziriazam İbrahim Paşa, Piri Mehmet Paşa’nın hayatta olmasından rahatsızdır. Gözü yüksek makamlarda olan Mehmet Reşit Efendi ile irtibata geçer ve babasını zehirlemesi karşılığında büyük makamlar (Kazaskerlik) vaat eder. Oğul Mehmet Reşit Efendi bunun üzerine babasını Edirne’ye yanına davet eder. Edirne‘de içinde zehir bulunan bir kuvvet macunu ikram eder. Zehirlendiğini anlayan Piri Mehmet Paşa “Mehmet! Beni yaktın, Hak Teâlâ da seni yaksın” diye bedduada bulunur ve vefat eder (1533).

Sonrası ne mi olur? Sadrazam İbrahim Paşa, vaat ettiği Kazaskerlik makamını vermez. Bunun üzerine esrar ve içkiye başlayan Mehmet Raşit Efendi, babasının vefatından yaklaşık bir yıl sonra sarhoş ve sızmış bir halde iken bir kış günü ocağın başında yanarak ölür. Dönemin âlimleri yanarak ölmesini, babasının “Hak Teâlâ’da seni yaksın” şeklindeki bedduasına bağlarlar.

HİLMİ TUTAR

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Başkanlık Sistemi Getirilsin mi ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV